Doğu Akdeniz’de Sessizce Kurulan Yeni İttifak
- EcoPol Media
- 24 Ara 2025
- 2 dakikada okunur

Doğu Akdeniz, bir süredir yalnızca enerji rezervlerinin değil, güç projeksiyonlarının da sahnesi. Son olarak İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi liderlerini bir araya getiren zirve, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. Kamuoyuna verilen mesajlar “iş birliği”, “istikrar” ve “enerji güvenliği” etrafında şekillense de satır aralarında çok daha sert bir jeopolitik okuma yatıyor: Doğu Akdeniz’de yeni bir denge kurulmak isteniyor ve bu denge herkes için kapsayıcı değil.
Bu zirve, rastlantısal bir diplomatik temas olmanın ötesinde, son yıllarda adım adım örülen bir stratejinin devamı niteliğinde. Enerji projeleriyle başlayan yakınlaşma, askeri iş birlikleri ve güvenlik koordinasyonuyla derinleşiyor. Artık karşımızda yalnızca ekonomik çıkar ortaklığı değil, bölgesel güç mücadelesine doğrudan etki eden bir siyasi blok var.
Enerji Söylemi, Siyasi Gerçeklik
Zirvenin merkezine yerleştirilen enerji başlığı, ilk bakışta teknik ve ekonomik bir mesele gibi sunuluyor. Oysa Doğu Akdeniz’de enerji, başlı başına siyasi bir araç. Doğal gaz sahaları, boru hattı projeleri ve elektrik bağlantıları; sadece piyasa mantığıyla değil, “kim oyunun içinde, kim dışında” sorusuyla şekilleniyor. İsrail ve GKRY’nin sahip olduğu kaynaklar, Yunanistan’ın Avrupa’ya açılan bir köprü olarak konumlandırılmasıyla birlikte, enerji üzerinden kurulan bu ortaklığı stratejik bir nitelik kazandırıyor.
Ancak burada asıl mesele, enerji projelerinin ekonomik fizibilitesinden çok, kimin bölgesel meşruiyet kazandığıdır. Türkiye’nin dışarıda bırakıldığı her senaryo, teknik olarak tartışmalı olmanın yanı sıra siyasi olarak da kırılgan bir zemin yaratmaktadır. Enerji güvenliği söylemi, bu noktada jeopolitik bir perde işlevi görüyor.
Güvenlik Boyutu: İş Birliğinden Bloklaşmaya
Zirvenin belki de en dikkat çekici yönü, güvenlik ve savunma alanındaki örtük mesajlardı. Ortak tatbikatlar, askeri koordinasyon ve savunma sanayii iş birlikleri artık istisna değil, yeni normal olarak sunuluyor. Bu durum, Doğu Akdeniz’de güvenliğin çok taraflı ve kapsayıcı mekanizmalar yerine, blok temelli bir anlayışla ele alındığını gösteriyor.
Bu tablo, bölgedeki tansiyonu düşürmekten çok, karşılıklı güvensizliği besleyen bir yapıya işaret ediyor. Zira güvenlik, bir aktörün kendini daha güvende hissetmesiyle değil, tüm aktörlerin öngörülebilirlik kazanmasıyla sağlanabilir. Mevcut yaklaşım ise tam tersine, yeni fay hatları üretme potansiyeli taşıyor.
Türkiye Faktörü: Adı Konmayan Merkez
Zirvede Türkiye’nin adı açıkça anılmasa da, yokluğunun fazlasıyla hissedildiği bir gerçek. Doğu Akdeniz’deki bu tür üçlü ya da çoklu girişimlerin neredeyse tamamı, Türkiye’nin artan bölgesel etkinliğine bir cevap olarak şekilleniyor. Deniz yetki alanları, sondaj faaliyetleri ve askeri varlık, bu rahatsızlığın temel başlıklarını oluşturuyor.
Ancak şu soruyu sormak gerekiyor: Türkiye’yi dışlayan bir Doğu Akdeniz denklemi ne kadar sürdürülebilir? Coğrafya, ekonomi ve enerji gerçekleri, Ankara’yı denklem dışına iten her planı uzun vadede sorunlu hale getiriyor. Bu nedenle zirve, Türkiye karşıtı bir hamle olmaktan ziyade, Türkiye’yi hesaba katmadan kurulan bir stratejinin sınırlarını da ortaya koyuyor.
Doğu Akdeniz Nereye Gidiyor?
GKRY-İsrail-Yunanistan zirvesi, Doğu Akdeniz’de yeni bir dönemin kapısını aralıyor olabilir; ancak bu dönemin istikrar mı yoksa daha derin bir kutuplaşma mı getireceği belirsiz. Enerji ve güvenlik eksenli bu yakınlaşma, kısa vadede taraflara siyasi kazanç sağlayabilir. Fakat uzun vadede bölgesel diyalog kanallarını zayıflatan her adım, yeni krizlerin zeminini hazırlama riskini de beraberinde getirir.
Doğu Akdeniz’in geleceği, kapalı ittifaklardan çok, kapsayıcı ve çok taraflı bir diplomasiyle şekillenebilir. Aksi halde bugün “denge” olarak sunulan bu yeni yapı, yarının en kırılgan fay hattı haline gelebilir.
EcoPol Media
Kaynak: Anadolu Ajansı




Yorumlar